Adem KAYA


KAHROLSUN İSRAİL NARÂLARI, İSRAİL'İN UMRUNDA MI?

.


Sevgili arkadaşlarım;

Sıcacık evimizde, belki sıcak çay veya kahvemizle, elimizdeki lüks telefonlarla KAHROLSUN İSRAİL sloganlarını hepimiz atıyoruz.

Kimbilir belki bazılarımız sıcacık yatağın verdiği sarhoşlukla durumun vehametini çözebilmiş değiliz!

Ya da oturduğumuz yerden; “Allah İsrail'in belasını versin, Ebabiller göndersin” diye FETİH’ler, YASİN’ler okuyor, Hatimler indiriyoruz. 

Filistin’e karşı uygulanan zulüme karşı Canımız acıyor, yürekler alev yeri...

Her Müslüman ve her vicdan sahibi bir şeyler yapmak istiyor. Haklı sebep ve gerekçelerle tepki veriliyor, elinden bir şeyler gelsin istiyor elbette.

Yapalım, okuyalım, dua edelim hiç sorun yok.

Mitingler yapılsın, şecaat ayakta tutulsun, bilinçlenmek için elbetteki toplantılar, konferanslar, seminerler verilsin…

Elimizde bayraklarla, flamalarla elbetteki tepki verelim, protesto edelim, KAHROLSUN İSRAİL ve KAHROLSUN SİYONİZM sloganları atalım.

Sonuna kadar destekliyorum, ki Zulmü Unutturmamak için bunlardan asla vazgeçemeyiz.

İki Nehir arasında nasılki Yahudilerin  Vaadedilen Topraklar tahayyülü varsa; bizlerin de KIZILELMA ve LİVÂÜ’L-HAMD SANCAĞI HAYALLERİMİZ olsun.

Her şey ve her durum kabulümüz; 

Fakat hiçbirisi Realitedeki GÜÇ ve kavramlar karşısında kesin ve mutlak çözüm değil:

Çünkü biz bu bahsettiğimiz olguları Yıllardır yapıyoruz ve bunları yaptığımız halde SİYONİZM daha çok ÖLDÜRÜYOR! 

Kesin çözümlere odaklanmamız gerekir arkadaşlarım;

Müslüman olarak bugüne kadar her bir şeyi yaparken, gerçek manada asıl işe yarayacak tek bir şeyi dürüstçe yapamadık, başaramadık, uygulayamadık;

“Bu da BOYKOT’tur.” 

Savaşa gitmemize gerek kalmadan Yahudileri ve Yahudi Lobisini; kıyma makinesi gibi Filistinli'yi lime lime eden zihniyeti kendi mahallemizden, kendi bölgemizden, kendi ülkemizden çıkarmak ve güçlerini kendi ülkemizde bitirmek o kadar kolay ki; reel argümanı fark edebilsek, “Bu kadar kolay mıydı” diye hayretler ederiz aslında…

NASIL MI ? Açıklayayım:

Arz–Talep Gerçeği, Ekonomik Baskının Temel ve Vazgeçilmez Gücüdur.

Bir ürüne talep varsa üretim artar, mağazalar açılır, lojistik ağı kurulur ve fiyat yükselir.

Talep devam ettiği sürece firma büyür, yayılır ve kârını artırır.

Bir bölgede bir ürüne yoğun talep oluşursa:

  1. Satış artar,
  2. Yeni şubeler açılır,
  3. Reklam yatırımı yapılır,
  4. Fiyat yükselse bile tüketim sürüyorsa firma daha da genişler.

 

Ama tam tersi durumda tablo değişir.

Bir ürüne talep düşerse:

  1. Satışlar azalır,
  2. Stoklar elde kalır,
  3. Stokları eritmek için fiyat düşer,
  4. Kâr marjı erir,
  5. Maaliyeti karşılanmayan reyonlar ve şubeler kapanır,
  6. Talep düşüşü uzun sürerse firma önce küçülür, sonra konkordato, en sonunda iflas yoluna girer.

Yani piyasada herhangi bir firmayı ayakta tutan şey; tüketicinin cebindeki parasıdır.

Bir şirkete verdiğimiz her para: Onun üretimini, lojistiğini, reklamını, politik, siyasi ve askerî ilişkilerini besler.

Son dönemde bazı küresel firmalar, İsrail’e açık destek verdiklerini; yiyecekten giyime, perakendeden teknolojiye kadar İsrail’i ve İsrail ordusunu tedarik ettiklerini kendileri açık bir şekilde ilan ettiler.

Bu firmalara yapılan her alışveriş, doğrudan ya da dolaylı olarak bu yapının ekonomik gücünü artırır. Ekonomide mesaj sözle, sloganla ve yüksek “KAHROLSUN NARÂLARI” ile değil, cüzdanla verilir.

Aslında Boykot, slogan değil; istenilen düşüncelerin uygulanması için piyasaya müdahale aracıdır.

Çünkü talep kesildiğinde:

  1. Satış düşer,
  2. Hisse değeri geriler,
  3. Yatırımcı çekilir,
  4. Yönetimler baskı altına girer,
  5. Politika değiştirmek zorunda kalırlar.

Bir ürün alınmadığında sadece raf boş kalmaz;

o rafın arkasındaki bütün sistemler sarsılır.

Sonuç olarak;

Ekonomide güç, her zaman tüketicinin elindedir. 

Bir firma, ancak biz paramızı akıttığımız sürece güçlü kalır. Para kesildiği anda propaganda değil, bilanço konuşur. Bu yüzden mesele ekonomiktir ve bizler sesimizi somut olmayan çoğu argümanlarlar yerine alışveriş tercihlerimizle duyurmalıyız.

Çünkü piyasada en etkili silah:

Tüketmemektir

Yahudi Kapitalizmi üzerine kurulan dünya sisteminin, Tüketilmediğini fark ettiği takdirde değiştirmeyeceği hiçbir sistemi ve vazgeçemeyeceği hiçbir değeri yoktur, inanın. 

Bu ürünler özellikle bu son katliamda İSRAİL'e aleni destek verdiklerini, ihtiyaç malzemesi tedarik ettiğini; yiyecek, giyecek, perakende tüketim malzemesinden teknolojik malzemeye kadar İSRAİL ve İsrail Ordusu'nu donattıklarını açıklayan küresel ölçekli firma ve kuruluşları:

-BURGER KING

-SUBWAY (TAB GIDA)

-COCA COLA

-MC DONALDS

-STARBUCKS

-TİDE

-HP

-NESTLE

-HYUNDAI

-PEPSİ & LIPTON

-CARREFOUR

-NIKE

-ADİDAS

-PUMA

-LOREAL

-BAYER

-P&G ve UNİLEVER alt markalar

ve daha nice markalar, ürünler…

Bakınız bugün dahi; bunca katliama rağmen ve katliam yapmış İsrail ordusuna koşulsuz destek verdiklerini belirtmelerine rağmen ismi zikredilen bu markaların mağazaları, şubeleri ve reyonları Ülkemizde tıklım tıklım dolu.

Abartmıyorum, gidin ve gezin, görün.

Şuur değişmedikçe FİLİSİTİN'i ele geçirsek dahi 1 gün sonra yine kaybederiz. 

Bakın, 1917’den 1947’ye ve 1947’den bugüne İsrail’in Filistin topraklarını peyder pey ilhak etmesi sadece basit bir toprak gaspı değil; aslında her dönemde katliamla geçen koca bir 100 yıl. 

Dile kolay, 100 yıldır bir millet, bir inanç katliam ile iç içe…

İzlerken dayanamayıp geçtiğimiz videolar ve resimler o mübarek annelerin, çocukların ve masum insanların bizzat yaşadığı gerçeklerden başka bir şey değil.

Bu zulüm gerçekleşirken elimden bir şey gelmiyor deyip yakınacağımıza; elimizdeki güç olan paramızı, sermayemizi kontrol etme gücüne sahibiz ve nereye harcayacağımızı biz belirliyoruz.

Yapacağımız program belli:

-Boykot edeceğiz/Almayacağız,

-İkâme mal olarak Ülkemize ait ürünleri kullanacağız, (Markasız olsa dahi kullanacağız, ölmeyiz. Bir Filistinli bebeğin canından daha kıymetli canımız yok!)

-MARKA tüketimi alışkanlığımızdan vazgeçip, iktisatlı olmayı öğreneceğiz ve savurgan Müslüman olmadan Doğru yere harcama yapacağız.

-> En önemlisi; kendi paramızla kimleri Küresel Güç haline getirdiğimizi bileceğiz, araştıracağız ve gerekirse önüne geçeceğiz.

-Uygulayacağız, Anlatacağız.

Haykıracağız arkadaşım, başka yolu yok. 

Sesimiz kısılacak anlatmaktan, nefesimiz tükenecek hakikati duyurmaktan…

SONUÇ NE OLACAK PEKİ ?

1- Biz almayı keser ve çevremize de aldırmamayı dert edinirsek kendi mahallemizde satışları olmayacak.

2- Mahallemizde satışı olmayan reyonlar ve şubeler istese de istemese de kapatmak durumunda kalacak. 

3- Diğer mahalle ve bölgelere sirayet eder ve kapanışlar gelecek.

4- Kapanışları peşin sıra gelen firmanın fabrikası da kendisi de ülkede varlığını sürdüremeyecek. 

Terketsin ülkeyi, ihtiyacımız yok Yahudiye, kendi içimizden çıkarırız, geliştiririz, büyütürüz.

5- Finansal gücü elinde barındıramayan ülkenin Askeri ve Teknolojik gücü O-LA-MAZ !

Realitedeki Güç budur!

İSRAİL'e bunca techizat, bu finansal kaynak nasıl sağlanıyor sanıyorsunuz ?

Çölün ortasında ne üretiyor, nereden geliyor bu güç, içecek suyunu dahi Suriye topraklarını işgal ederek elde eden bir milletin finansal gücü nereden geliyor zannediyoruz?

SENDEN, BENDEN ve cebimizden akıttığımız güçten alıyor bu gücü, abartı değil !

Tarihten örnek almak lazım ki geleceğe yön verelim; bu program aslında Peygamber Efendimiz'in Medine/Yesrib'te Yahudilere uyguladığı siyasi bir politikadır; ekonomik kaynaklarını kesti Peygamber (s.a.v.) ve Peygamberimizle baş edemeyen Yahudiler tam da bu şekilde tek tek Yesrib'i terk etmek zorunda kaldılar. 

Yahudilerin pazarlarına ikame olarak Müslümanların kendi pazarlarını kurdurdu O Mübarek (a.s.m.)

Dün Hurma ağaçlarını keserek Yahudileri dize getiren Peygamberin ümmeti; 

Bugün Yahudi hurmalarını yerken ağzıyla Yahudilere lanet etmekten başka birsey yapmıyor.

Hâsılı; başarmak sirkülasyon 1 kişi ile başlar. 

Bütün uyuyanları uyandırmaya bir uyanık yeter, misali;

Bu mahalleye 1 deli gerekiyorsa, evet tam da bundan bahsediyorum; “O Deli Sensin” arkadaşım. 

Zaten delirmemiş ve bu zamana kadar bu konuyu kendine dert edinmemişsen ciddi manada imanını, inancını ve de vicdanını mihenge vurman gerek

Evet;

O Kişi sensin,

O kişi ailen,

O kişi aynı evi paylaştığın kişi,

O kişi arkadaşın,

O kişi masasında oturup çay içtiğin, 

O kişi camideki, mesciddeki, toplantıdaki, sınıfındaki dostun, sevdiğin, muhabbet ettiğin…

ve O kişi Şuurlu bir Müslüman!

Bu, her Müslüman'ın boynunun borcudur !

Karınca misali elimizden gelen bunu da yapamıyorsak; o zaman vay halimize. 

Filistinli annenin elini ruz-i mahşerde vallahi yakamızdan kurtaramayacağız.

Molozların altında çocuklarının ve hamile eşinin kemik parçalarını elekle eleyerek bulmaya çalışan o Baba’nın, ahirette bizden davacı olacağını unutmayalım. 

Hiç değilse, “Elimden bu geldi" diyebilme samimiyeti, ihlası ve gayretini göstermeliyiz.

Selam, Dua, Muhabbet, İnanç ve Azimle...