onur sivritaş


Günümüz Psikoloji Yanılgısında İnsan Olabilmek

Günümüz Psikoloji Yanılgısında İnsan Olabilmek


Yaşamanın çok belirleyici ve niteleyici sıfatları vardır. İnsanın midesinde başlayıp yüreğine doğru uzanan yangın, insana su içmenin gerekliliğini, yine aynı daralma belirtisi; nefes almanın gerekli ve zorunlu olduğunu istemsiz bir şekilde bizlere gösterir. Bu zorunlu ihtiyaçlar yerini sınıflandırıcı bazı ihtiyaç gerektiren yeni durumlar arasına iter. Genel insanda bulunan yürüme arzusunu başlatır, ardını koşma arzusu, meraklandırıcı profil duyguları ile sorgulayıcı arzular adeta bir ihtiyaca bürünür. Fakat bütün bunların ortak parantezi vardır o da; her şeyin önce ve ilk olarak insanın kendinde başlamasıdır. Henüz yürümenin esef dolu bilgisini öğrenemeden bir bebeğinin, koşmanın sevdaları hakkında bilgiler anlatması, elbet olanaksız ve değersizdir. Zorunlu ve gerekli ihtiyaçların ardını elbet lüks ihtiyaçlar arşınlamaya başlar. Sevmek, sevilmek, ilgi duyma, arzulama, hayranlık, övgü ve metiyelere layık olma iç güdüsü, insanın toplum içinde yaşamasına olanak tanır. Bunlar tıpkı suretle, yalnız başına kalmış bir çınar ağacının gölgesini dibinden ayırmayan ve rüzgarın esefi ile hışırdayan fakat sesini pek kimlere duyurmayan hür ağaçları tasvir eder. Belirli bir doygunluk seviyesine ulaşan insan kendini yalnızlığın içine gömdüğü gibi, belirli tabii suretlere büründüğünü sanan insan ya bütün ağaçlar içinde tek olmak yada çınar ağacı olmayı toplumdan kendini soyutlamayı arzular. Bu gibi iç güdülerin elbet insanın psikoloji dünyasında derin devinimler yaratarak, insanın somutvari kişilik edinmesine olanak tanıyacağı gibi, tam aksi maruz yalnızlığın içinde debelenen, kendi iç dünyasının bataklığına da atabilir.
Bu yüzden günümüzün vazgeçilmez sorunu “değer vermek, güvenmek ve seviyorum fakat karşılığı yok” gibi güncel sorunların kaynağını oluşturur. Öyle ki yürümeyi henüz öğrenmeyen bebeğin koşmaya sevdalanması gibi; değer veriş ve güven ve hatta sevmek duygusu ve bilgisi, önce insanın kendinde başlamıyor ise; ansızın sevdikleri tarafından duyulan bir sözün bile onu derinden yaraladığı oluyor, bir söz uğruna kendini aç bırakıyor hatta kafasına günlerce takıp, müthiş bir yankı ile beynini tekrar tekrar o anın hayalini taşıyıp yoruyor ise, her şeyden önce kendine bakmalıdır. Öyle ki bu örnekten insanın kendisine yeterli değeri ve sevgiyi vermediğini görmekteyiz. Çünkü insan henüz kendisine göstermekten kaçındığı değeri başkasına çok çabuk şekilde göstermeye meyillenir fakat verdiği şeyi, değer veya sevgi sanır. Bu sebep doğrultusunda bir öğreniş eğer kendinde başlamıyor ise bu bilgi olanaksızlaşır ve değersizleşir. İnsanı bu durum toplumdan ansızın soğutmaya ve yalnız kalmanın daha yararlı ve onun iç bünyesinde yara açmayacağına yorar. İnsanın sürekli kendisini aldatan beyni insana küçük oyunlar oynamaya başlar. Bu oyunlardan en klasik örnekleri; insana haklı oluşunu söylemesidir. İnsan nöroloji dünyasının psikoloji bilimiyle yorumlayan insanlar, insan beyninin çok zor kabullendiğini ve çok zor “yahu bu konuda galiba ben haksızım” kelimesinin duygu kökenlerini taşıdığını gözlemlemişlerdir. Bu da insanın düşündüğü yargıyı çok çabuk şekilde karar vermesine olanak tanır. Bu sebep doğrultusunda insanımıza söylenecek en yararlı söz;
 Eğer bir insanın güvenilmez oluşunu düşünüyorsan kendine bak! Çünkü sende en az onun kadar güvenilmezsin…
 
 
Bk. Sigmund Freud, Gelişim Kuramı