Erzurumlu genç şair Adem Güneş’in ilk şiir kitabı "Mahşeri Yalnızlık", Pikap Yayınları etiketiyle okurlarla buluştu. Kitapta 200’e yakın şiir yer alıyor ve eser, Kitapyurdu başta olmak üzere dijital satış platformlarında ilgiye sunuldu.
Manevi derinliği ve vicdan merkezli yaklaşımıyla dikkat çeken eser, adalet arayışını ve insanın Yaratan’a yönelişini güçlü imgelerle işliyor. Genç şairin dizeleri, mazlumun duasından ve yetimin gözyaşından besleniyor.
Kitap, dünya telaşının gürültüsünde duyulmayan sessiz çığlığı, mahşeri bir yalnızlık duygusuyla harmanlıyor. Yaşam ile ölüm arasındaki ince sızıyı, ruhun ağırlığını ve insanın iç hesaplaşmasını şiire dönüştürüyor.
Adem Güneş, şiir yolculuğunun İstiklal Marşı ve Arif Nihat Asya’nın "Bayrak" şiiriyle başladığını belirtiyor. Faruk Nafiz Çamlıbel, Ahmet Hamdi Tanpınar, Necip Fazıl Kısakürek, Attila İlhan, Nevzat Çelik, Ahmet Arif, Cemal Safi ve Nurullah Genç onun beslendiği isimler arasında. Sezai Karakoç ve İsmet Özel ile tanışması ise daha sonraki yıllarda dostu Tamer Coşkun’un tavsiyesiyle olmuş.
Shakespeare, Dante ve Goethe gibi yabancı şairleri okuduğunu ancak kendi yurdunun şairleri kadar yüreğine dokunanın olmadığını ifade ediyor. Yunus Emre, Karacaoğlan, Rumi, Şirazi, Nabi ve Nefi’nin engin dünyalarından ve dizelerinden etkilendiğini ekliyor.
On beş yaşında yazdığı ilk şiirle birlikte hiçbir şeye yüzeysel bakamadığını fark ettiğini söylüyor. Öfke, hüzün ve içe kapanma anlarında hep kalem ve kağıtla buluştuğunu, şiirin kendisi için bir dert ortağı ve şifa olduğunu vurguluyor.
Çocukluğundan beri şahit olduğu haksızlıklar, vahşet ve zulmün onu düşünceli ve ağırbaşlı bir insan haline getirdiğini anlatıyor. Güçlünün güçsüze zulmettiği bir dünyada, içinde büyüyen isyanın zamanla kelimelere, kafiyelere ve şiire dönüştüğünü dile getiriyor.
Ülkemizde şiire gereken değerin verilmediğini, okuyucusunun az olduğunu belirtiyor. Ona göre şair, maddeye değil manaya yaslanır; mazluma şefkatli, zalime dirayetli duruş sergiler. Şairin asıl görevi, hakikatin izini sürmek, özün ve derinliğin peşinde olmaktır.
Şiir yazarken kusursuz bir metin kaygısı taşımadığını, edebi mükemmellikten ziyade ruhunun fısıldadıklarını kağıda emanet ettiğini söylüyor. Beğenilmekten çok sahicilik ve özgünlüğü esas aldığını, kaleminin hep yaraya ve acının izine gittiğini ifade ediyor.
Kalabalıklar içinde yaşayan her insanın mahşeri bir yalnızlık içinde kayıp olduğunu bildiğini, çünkü kendisinin de onlardan biri olduğunu söylüyor. Hakikat arayışını ve adalet duygusunu merkeze alan "Mahşeri Yalnızlık", modern dünyanın gürültüsünde iç sesini arayan okurlar için raflardaki yerini aldı.