google-site-verification=8SKVZvCgNq15inzikTP1VfTBOYQ81urWn55KV6iqqtw
Tarih: 10.02.2026 22:10

Yeni Bilimsel Çalışma: Disleksi Tek Bir Genle Açıklanamaz

Facebook Twitter Linked-in

Toplumun yaklaşık yüzde 10'unu etkilediği tahmin edilen disleksiye dair ezber bozan bir araştırma yayımlandı. Houston Üniversitesi'nden Elena Grigorenko'nun Journal of Speech, Language and Hearing Research dergisinde yayımlanan çalışması, disleksinin tek bir gen bozukluğuyla açıklanamayacağını ortaya koydu.
Yaklaşık 40 yıllık genetik araştırmaları kapsayan kapsamlı inceleme, disleksinin çok daha karmaşık ve dinamik bir nörogelişimsel süreç olduğunu gözler önüne serdi. Araştırma sonuçları, disleksinin değişmez bir durum olmadığını; beynin nöroplastisite kapasitesi sayesinde doğru yöntemlerle yönetilebildiğini ve etkilerinin azaltılabildiğini bilimsel olarak ortaya koydu.
Okuma ve yazma güçlüğü olarak bilinen disleksi, yalnızca akademik başarıyı değil, bireyin zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimini de etkileyen nörogelişimsel bir farklılık olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, gerekli destek sağlanmadığında disleksinin yetişkinlik döneminde anksiyete, özgüven kaybı ve depresyon gibi sorunlara yol açabileceğine dikkat çekiyor.
175 gen incelendi, tek neden yaklaşımı çürütüldü
Çalışma kapsamında, disleksi ve okuma süreçleriyle ilişkili olduğu bildirilen 175 aday gen analiz edildi. Bilgisayar destekli analizler ve büyük biyolojik veri tabanları kullanılarak yapılan incelemeler, disleksinin tek bir hatalı gen yerine beynin geniş sinir ağı fonksiyonlarındaki zayıflıklarla bağlantılı olduğunu ortaya koydu.
Araştırmada dikkat çeken bir diğer bulgu ise bu genlerin çoğunun evrimsel olarak eski olmasına rağmen, insan beyninde benzersiz biçimde ve farklı zamanlarda aktive olduğunun belirlenmesi oldu. Bu durum, disleksinin genetikten çok, genlerin nasıl ve ne zaman çalıştığıyla ilişkili olduğunu gösterdi.
"Disleksi sabit değil, yönetilebilir bir öğrenme profili"
Araştırmayı değerlendiren Auto Train Brain CEO'su Dr. Günet Eroğlu, disleksinin değiştirilemez bir durum olmadığına vurgu yaptı. Eroğlu, "Bu çalışma, disleksinin doğru destek mekanizmalarıyla yönetilebilen ve geliştirilebilen bir öğrenme profili olduğunu net biçimde ortaya koyuyor. Beyin son derece esnek ve öğrenmeye açık bir yapıya sahip. Sinir ağları arasındaki bağlantısal zayıflıklar, uygun yöntemlerle yeniden düzenlenebiliyor" dedi.
Teknolojinin sunduğu imkânların bu alandaki yaklaşımları dönüştürdüğünü belirten Eroğlu, kişiselleştirilmiş ve ölçülebilir yöntemlerin giderek önem kazandığını ifade etti. Nöro geribildirim (neurofeedback) yöntemine dikkat çeken Eroğlu, "Bu yöntemde birey, kendi beyin aktivitesini gerçek zamanlı olarak fark edip düzenleyebiliyor. Beyin dışarıdan zorlanmadan, bireyin katılımıyla öğreniyor. Bu da öğrenme güçlüklerinde daha kalıcı ve sürdürülebilir kazanımlar sağlıyor" diye konuştu.
Bilimsel veriler, disleksiye yönelik yaklaşımların artık tek boyutlu tanımlardan uzaklaştığını ve bireyin potansiyelini merkeze alan daha kapsayıcı modellerin ön plana çıktığını ortaya koyuyor.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —